ENFLASYON LİTERATÜRÜNE GEÇMİŞ BİR İSİM: “ENFLASYONU ÖLDÜREN ADAM”

Dr. Hakkı Soylu: Bu yazıda size ABD tarihinde “Enflasyonu Öldüren Adam” olarak isim konulan 1979-1987 döneminde ABD Merkez Bankası (FED) Başkanlığı yapmış olan Paul A. Volcker’den bahsetmek istiyorum.

DİĞER 1.02.2024 11:27:00 0
ENFLASYON LİTERATÜRÜNE GEÇMİŞ BİR İSİM: “ENFLASYONU ÖLDÜREN ADAM”

 

Volcker,  Jimmy Carter ve Ronald Reagan dönemlerinde 8 yıl (1979-1987) Fed başkanlığı yaptı. 

Şimdi Volcker’in hangi koşullarda göreve getirildiğine bakalım.

Dünyada çözülmesi en zor ekonomik problem olan ilk stagflasyon ((stagnation (durgunluk) + inflation (enflasyon) = stagflation (stagflasyon)) olgusu (hem durgunluğun hem enflasyonun aynı anda yaşanması) 1973 yılı sonbaharında İsrail ve Arap ülkeleri arasında yaşanan Yom Kippur savaşı sonrasında ortaya çıkmıştır. 

Bu savaşta ABD ve Batılı ülkelerin İsrail’i desteklemesine kızan petrol üreticisi ve satıcısı Arap Ülkeleri (OPEC ülkeleri), ABD ve Batıyı cezalandırmak maksadıyla sattıkları petrolü azaltmanın yanında, petrolün varil fiyatını da 3 dolardan 12 dolara yükseltmişlerdi.

Petrol fiyatındaki bu müthiş artış bir taraftan bütün ülkelerde üretim çarklarını durdururken diğer taraftan üretim maliyetlerindeki artışlar nedeniyle Dünya’da büyük bir enflasyon dalgasına yol açmıştı.

ABD de bu enflasyondan nasibini almıştı.

Dünya’da ikinci petrol şoku ve enflasyon dalgası 1978-1979 yılında yaşandı.

Dünya’nın önde gelen petrol üreticisi ve satıcısı İran’da Şah Rıza Pehlevi 1979 yılı başında ülkede aleyhine başlayan gösterileri durduramayacağını anlayarak ülkeyi terk edince, ülke yönetimine en büyük muhalif Dini Lider Ayetullah Humeyni el koydu. 

İran İslam Devrimi sonrasında ABD Büyükelçiliği işgal edildi ve çalışan personel rehin alındı. Bütün bu olaylar ABD ile İran’ın arasında gerilime yol açtı. ABD İran’ın mal varlığını dondurdu. İran’dan petrol alımını durdurdu. İran’da yaşanan bu kargaşa petrol üretiminde ve ihracatında da azalışlara neden oldu.

Ama asıl olay OPEC’in petrol fiyatlarını iki katına çıkarması ile yaşandı. Petrolün varil fiyatı 20 dolarların üzerine çıktı.

78-79’da Ortadoğu’da yaşanan bu karışıklıkların arkasından 1980 yılında İran-Irak savaşı başladı. Savaş Ortadoğu’daki petrol üretimini ve ihracatını olumsuz olarak etkiledi. Savaş nedeniyle Dünya’da petrolün varili 35 dolar seviyesine yükseldi. 

Bu yaşananlar 70’li yıllarda başlayan, 80’li yıllarda devam eden Dünya üzerindeki küresel enflasyonu körükledi.

ŞİMDİ TEKRAR ABD’YE DÖNELİM

1974’teki stagflasyonla başlayan süreçte ortaya çıkan yüksek enflasyon ABD’nin en büyük sorunu haline geldi.

Çift haneye ulaşmış olan enflasyonun daha da yükselmesinden çok korkuluyor, çözüm için “ulusal seferberlik ilan edilmesi” öneriliyordu. 

ABD Başkanı Gerald Ford, 1970’lerin ağır koşullarında bir türlü düşüremediği hem maliyet hem talep kaynaklı yüksek enflasyonu sonraki başkana miras bıraktı. 

1977’de ABD Başkanlık koltuğuna oturan Jimmy Carter da enflasyonun en büyük sorun olduğu konusunda hemfikirdi. 

FED Başkanlığına önce William Miller’ı atadı. 

Miller aslında bir iktisatçı olmaktan ziyade avukat kökenli biriydi.

Kendisi para politikasını da pek bilmiyordu. Miller kendisini göreve getirenleri mahcup etmeyecek bir politika izlemek istiyordu. O nedenle ABD seçimleri öncesi faiz artışına karşıydı ve düşük faizler sayesinde verimliliğin artacağını ve bunun da enflasyonu düşüreceğini söylüyordu (Bunlar Size Bir Şeyleri Çağrıştırıyor Mu?)

Buna inanıyor olmaktan ziyade muhtemelen inanmak istiyordu.

Fakat Miller uyguladığı politikalarda inandırıcı değildi ve kredibilitesi yoktu. Bankanın kredibilitesi de onun sayesinde gittikçe azalıyordu. Görevi iktidarı memnun etmeye çalışmak olunca enflasyon sorununu o da çözemedi.

Carter, 1979’da New York Fed başkanı Paul Volcker’a teklifte bulundu. Volcker, “görevi kabul şartı” olarak Carter’dan üç konuda teminat istedi: 

  1.  
  2. Fed yönetiminde tam bağımsızlık, 
  3. Enflasyonla mücadelede tam odaklanma ve 
  4. Çok daha sıkı para politikası için tam yetki. 

 

Bu talepler çok acı bir reçeteyi işaret etmekteydi. Ancak Carter bu isteklerin hepsini kabul etti. 

 

Volcker, Mart 1980’de yüzde 14,7 ile zirve yapmış enflasyonu düşürmek için 1979’da yüzde 11,2 olan FED politika faizini, 1981’de önce yüzde 20’ye sonra yüzde 21,5’e yükseltti.

 

Ülkede kıyamet koptu. Çünkü piyasada tüketim talebi hızla kesildi. İnşaat ve otomotiv başta olmak üzere son tüketici için üretim yapan tüm sektörlerin temsilcileri, ABD Başkanı Carter’a ve Fed Başkanı Volcker’a “ekonomiyi batırıyorsunuz, yüksek faiz yüzünden satamıyoruz, üretemiyoruz” diyerek karşı kampanyalar başlattı.

 

Tüketim yavaşlayınca üretim de yavaşladı ve işsizlikte tarihi yükseliş oldu. Böylece toplumsal tepkiler tabana yayıldı. 

 

ANCAK, GERİ ADIM ATILMADI

1982’nin başından itibaren enflasyon sert şekilde geriledi ve 1982 sonunda yüzde 4, 1983’te de yüzde 3’e indi.

Enflasyon gerilediği için faizler de kendiliğinden düştü. Carter’dan sonra 1983’te Başkan seçilen Ronald Reagan da FED Başkanı olarak yeniden Volcker’ı atadı. Böylece Volcker 2 dönem başkanlık yaparak Amerikan tarihine “Enflasyonu Öldüren Adam” olarak geçti.

GELELİM GÜNÜMÜZE

2020 Ocağında Çin’de başlayan kovid salgını kısa sürede bütün dünyaya yayıldı. 

2020 başlarında salgını kontrol altına almak üzere ülkelerde eve kapanmalar ve karantinalar uygulanmaya başladı. 

Bu arada Dünya’da küresel üretim ve ticaret büyük bir sekteye uğradı. Tedarik zincirleri kırıldı.

Pandemi döneminde ülke merkez bankaları bir taraftan üretim çarklarının döndürülebilmesi için piyasalara para pompalarken diğer taraftan da politika faiz oranlarını sıfıra kadar indirdiler. 

2020 sonlarına doğru kovide karşı aşı çalışmalarında başarıya ulaşıldı.

Geliştirilen aşıların da yardımıyla 2021 yılında salgın gittikçe artan ölçüde kontrol altına alınmaya başlandı.

Bir taraftan geliştirilen aşılarla salgının kontrol altına alınmaya başlanması, diğer taraftan merkez bankalarının piyasaları rahatlatmak için fonlamaları ve faiz oranlarını düşürmeleri sayesinde ülkelerde hayat normale dönmeye, mal ve hizmetlere olan talep beklenmedik hızla yükselmeye başladı. 

Ancak pandemi döneminde kırılan tedarik zincirlerinin kısa sürede yeniden kurulması pek kolay olmuyordu. Bu sefer de dünyada emtia fiyatlarında çok yüksek artışlar ortaya çıkmaya başladı. Bu artışlar ülkelerin enflasyonlarının da yükselmesine yol açtı.

Diğer taraftan 24 Şubat 2022 tarihinde başlayan Rusya-Ukrayna savaşı da küresel petrol ve doğalgaz fiyatlarının aşırı yükselmesine neden oldu. 

Bütün bu gelişmeler küresel düzeyde korkutucu bir enflasyon dalgasına sebep oldu.

Enflasyondaki küresel yükseliş ülkeleri enflasyonla mücadelede daha önce indirmiş oldukları politika faizlerini yeniden yükseltmeye yöneltti.

Bu ülkelerin başında da ABD geliyordu.

ABD 2022 Mart ayından itibaren politika faizlerini artırmaya başladı.

ABD’de 2022 Haziran ayında TÜFE yüzde 9,1, ÜFE yüzde 11,3 olarak 1980’den beri en yüksek enflasyon rakamları olarak kayıtlara geçti.

FED faizi artırım sürecine 2022 yılı Mart ayında başlamıştı. 26 Temmuz 2023 tarihine gelindiğinde faizi 11. kez artırarak son 22 yılın en yüksek faiz oranı olan % 5,25-5,5 aralığına yükseltmiştir. 

ABD yüzde 9’lara kadar çıkan enflasyonu faiz artırımları ile kontrol altına almaya başarmış görünüyor. Bu nedenle son dört toplantısında faizleri artırmayarak sabit tuttu.

Powell dün yaptığı açıklama ile enflasyonun yüzde 2 hedef değerine doğru düşüş patikasına girdiğine emin olana kadar faizleri indirmeyi düşünmediklerini ifade etti. Muhtemelen bu senenin Mayıs toplantısında faiz indirimlerine başlamaları söz konusu olabilir.

TÜRKİYE'DE DURUM

Türkiye’de 2021 yılı Ağustos ayında MB faizi yüzde 19 iken yıllık enflasyon da yüzde 19 idi.

2024 yılı cumhurbaşkanlığı seçimlerine 2 yıldan az bir süre kalmıştı. Hükümet seçim öncesi bir tercih yapma noktasına gelmişti.

Seçimlere giderken ya ekonomik büyümeyi önceleyecek bu şekilde işsizliği düşürecekti ya da enflasyonu kontrol altında tutmayı tercih edecekti.

Hükümet tercihini yüksek ekonomik büyümeden, düşük işsizlikten yana kullandı.

Merkez Bankası hükümetin tercihi doğrultusunda 23 Eylül 2021 tarihinden itibaren faiz indirimlerine gitti. 

Bir yıl sonra 22 Eylül 2022 tarihine gelindiğinde MB faizi yüzde 12’ye inmiş, ancak enflasyon oranı yüzde 85,5 ile rekor kırmıştı (Ağustos 2022 enflasyonu).

Bu tarihten sonra MB faiz indirimlerine devam etti, ancak enflasyon baz etkisi nedeniyle düşme eğilimine girmişti.

2023 yılı Mayıs ayında seçim öncesi dönemde MB faizi en düşük seviye olan yüzde 8,5’a inmiş iken, enflasyon da yüzde 40’a gerilemişti.

Seçim sonrası yeni kurulan hükümette Hazine ve Maliye Bakanlığına Mehmet Şimşek, MB Başkanlığına Hafize Gaye Erkan atandı. 

Böylece Türkiye’de de enflasyonla mücadelede evrensel ekonomi teorisiyle uyumlu olarak faiz artırım sürecine başlandı. İlk faiz artırımı 23 Haziran 2023 tarihinde yapıldı.

2024 Ocak ayındaki son toplantısında faizi 250 baz puan daha artırarak yüzde 45’e yükseltti. 

MB yaptığı açıklamada; faiz artırımlarında sona gelindiğini, bundan sonra enflasyondaki gelişmelerin gözleneceğini ve buna göre bir politika oluşturulacağını ifade etti.

Enflasyonun Mayıs ayında yüzde 70-75 aralığında zirveye ulaşması, Hazirandan itibaren baz etkisiyle düşüş sürecine girmesi beklenmekte. Yıl sonunda ise yüzde 40-50 aralığında gerçekleşme olasılığının yüksek olduğu tahmin edilmekte. 

Enflasyon canavarında şu gerçeğin akıllardan çıkarılmamasında fayda vardır; Enflasyonu yükseltmek hızlı ve çok kolay iken, indirmek her zaman zor ve ızdıraplıdır.