Tarih: 23.02.2026 10:08

KÜRESEL BORÇ - ABD BORCUNU ÖDEYEBİLECEK Mİ?

Facebook Twitter Linked-in

 

Neoliberal ekonomi dönemiyle birlikte (özellikle 1980 sonrası) finans sektörünün reel ekonomiden koparak devasa boyutlara ulaşması, küresel borç stoğunun küresel hasılayı (GSYİH) katlamasına neden olmuştur.

Uluslararası Finans Enstitüsünün (IIF-Institute of International Finance) tahminlerine göre 2025 yılında Küresel Borç Stoğu 346 trilyon dolara ulaşmıştır. 

IMF tarafından 2025 yılı Küresel Milli Hasıla rakamının da 124 trilyon dolar civarında olduğu tahmin edilmektedir (ABD 30,6 trilyon dolar, Çin 19,4 trilyon dolar).

Küresel borç rakamı zaman içinde sürekli artmaktadır. Ancak ülkelerin mevcut gelirleriyle bu borcun ödenmesi mümkün görülmemektedir.

Peki bu borç nasıl ödenecektir? Ya da ödenemeyecek midir?

Sürecin sonunda borçluların ve alacaklıların kazananı, kaybedeni kimler olacak, mevcut düzen yerine nasıl bir düzen kurulacaktır?

Bunu şu an kimse bilmiyor. Sadece çeşitli varsayımlar altında çeşitli senaryoların olma olasılıkları üzerinde değerlendirmeler yapılıyor. Ama mevcut düzenin sürdürülemeyeceği de çok açıktır.

DÜNYA'NIN EN BÜYÜK EKONOMİSİ ABD'NİN BORÇ ÇIKMAZI

Bu soruları şimdilik bir tarafa bırakalım, Dünya'nın en büyük ekonomisine bakalım: ABD.

2025 yılında 30,6 trilyon dolar milli hasıla değeriyle ABD ekonomisi  124 trilyon dolarlık küresel ekonominin dörtte birini teşkil etmektedir.

Dünyada bir yıl içerisinde üretilen mal ve hizmetlerin dörtte biri ABD tarafından üretilmektedir.

Ancak borç bakımından ABD'nin sorunu da Dünya'nın sorunundan farklı değildir.

18 Şubat 2026 verilerine göre ABD'nin (kamu+özel) borç toplamı 38,7 trilyon dolara ulaşmıştır. 

Toplam borcun milli hasılaya oranı yüzde 126,5'i bulmuştur.

Olayın ciddiyetini daha iyi kavrayabilmek için borç rakamında son 10 yıllık artışa bakmak yeterlidir.

2015 yılında borç rakamı 18,1 trilyon dolardan yüzde 114 oranında artışla 2025 yılında 38,7 trilyon dolara çıkmıştır.

Bu uykuları kaçıracak büyüklükte bir artıştır. 

Son bir yıldaki artış 2,3 trilyon dolardır. 

Artışın büyüme hızı matematik terimiyle lineer (doğrusal) değil eksponansiyel (üstsel) bir durum almıştır. Çok korkutucudur.

ABD'nin 38,7 trilyon dolarlık toplam borcunun yüzde 80,3'ü (31,09 trilyon doları) kamuya aittir.

Toplam borcun bu kadar hızlı artmasının sebebi de "KAMU"dur.

Son 10 yılda kamu borcunun neden çok hızlı arttığı incelendiğinde aşağıdaki faktörler karşımıza çıkmaktadır;

1. Kovid-19 döneminde bütçeden verilen büyük teşvik paketleri (2020-2021),

2. Firmalara sağlanan vergi indirimleri,

3. Artan borç faiz ödemeleri ve zorunlu harcamalar (sosyal güvenlik, sağlık vb).

4. Sürekli bütçe açıkları.

Borcun artışındaki en büyük kısım kovid nedeniyle verilen tek seferlik teşviklere aittir. 

Ancak bütçede esas korkutucu olan son yıllardaki BORÇ FAİZ ÖDEMELERİNDEKİ ARTIŞ HIZIDIR. 

Faizdeki son birkaç yıllık hareketleri inceleyelim.

Pandemi döneminde FED tarafından faiz sıfıra indirilmiş, para yaratılarak piyasaya sürülmüştür. 

Piyasadaki para miktarı pandeminin başında (2020 Şubat) 4,2 trilyon dolar iken bu rakam pandemi döneminde 4,8 trilyon daha artırılmış ve Nisan 2022'de 8,9 trilyon dolara yükselmiştir.

Pandemi döneminde tedarik zincirlerin kopuşu ve kapanan fabrikalar nedeniyle üretimde de büyük düşüşler olmuştur.

Pandeminin sonuna doğru bir taraftan arzdaki azalışlar diğer taraftan para arzındaki önemli artışlar ekonomide enflasyonu ateşlemiş, enflasyon yüzde 9'lar seviyesine yükselmiştir.

Pandemi sonrasında FED enflasyonu kontrol altına almak için faiz artırım süreci başlatmış, sıfır seviyesinde bulunan faizi kademeli biçimde yüzde 5,5'e çıkarmıştır.

Bir taraftan bütçede verilen büyük açıklar diğer taraftan FED'in faiz artırımları, ABD ekonomisinde piyasa faiz oranlarının çok hızlı yükselmesine neden olmuştur.

Piyasa faiz oranlarındaki bu artış hükümetin borçları üzerindeki faiz yükünü çok ağırlaştırmıştır. 

Özellikle son bir yılda kamu borçlarının faiz ödemeleri neredeyse savunma harcamalarına eşitlenmiş ve bir trilyon dolara ulaşmıştır (970 milyar TL). Böylelikle temel harcamalar sonrasında bütçedeki faiz giderleri savunma harcamaları ile birlikte bütçenin ikinci büyük gider kalemi haline gelmiştir.

Hazine 2025'in son çeyreğinde aylık 92 milyar dolar faiz ödemiştir. Bu rakam bir önceki yıla göre yüzde 13 daha fazladır.

2019 yılından bu yana bütçede net faiz ödemeleri neredeyse 3 katına çıkmıştır. 

Aynı dönemde Medicare (65 yaş ve üstü sağlık sigorta giderleri) yüzde 25, Medicaide (yoksul-düşük gelirli bireylerin sağlık sigorta giderleri) yüzde 32, savunma harcamaları yüzde 7 artmıştır.

Kongre Bütçe Ofisi tarafından yapılan hesaplamalara göre tedbir alınmadığı takdirde 2026 yılında bütçenin içinde faize gidecek olan pay yüzde 13,85'e , 2027'de yüzde 14,11'e, 2028'de ise yüzde 14,52'ye ulaşacaktır.

Görüleceği üzere faiz giderleri ABD hazinesinin kaldırabileceği yükü çoktan aşmıştır.

Artan faiz giderleri büyük bütçe açıklarına neden olmakta ve faiz giderlerinin yamaçtan yuvarlanan kartopu gibi kendini besleyen bir sürece girmesine yol açmaktadır.

Faiz yükü ekonomide zaman ilerledikçe;  artan bütçe açıkları - artan faiz yükü Kısır Döngüsünü yaratmıştır.

Ancak ABD ekonomisinin tek sorunu içerdeki Faiz Giderleri-Bütçe Açıkları değildir.

Diğer önemli bir sorun da Dış Açıktır. ABD ekonomisi küresel ekonomiyle (özellikle Çin ile) ticaretinde önemli büyüklükte Dış Açık vermektedir. 

Henüz resmi veriler açıklanmamış olmakla birlikte 2025 yılında cari açığın 1 trilyon dolara yaklaşması beklenmektedir. 

Ayrıca 2000'lerin başından itibaren ABD'nin diğer ülkelere uyguladığı politikalar nedeniyle Dünya'da doların egemenliğine karşı bir tepkinin de geliştiğine şahit oluyoruz. 

Özellikle son yıllarda ABD diğer ülkelerle olan ekonomik ve siyasi ilişkilerinde doları ve swift sistemini gittikçe artan ölçüde bir silah olarak kullanmaya başlamıştır.

Bu durum ise diğer ülkeleri rahatsız etmektedir. Birçok ülke uluslararası ticarette üzerlerinde Demoklesin Kılıcı gibi sallanan bu tehditten kurtulmak amacıyla doların egemenliğini azaltıcı çeşitli çabalara yönelmeye başlamışlardır. 

İşte bu faktörler Trump'ın Küresel Dünya'ya ticari ve jeopolitik savaş açmasının temel sebeplerini oluşturmaktadır.

Trump ekonomide faizleri düşürerek bütçe üzerindeki yükünü hafifletmek, yatırımları artırmak, ekonomiyi ve istihdamı büyütmek, refahı artırmak için çaba sarf etmeye başlamıştır.

Diğer taraftan ithalatı kısmak maksadıyla başta Çin olmak üzere diğer ülkelere yüksek gümrük vergileri koyarak mevcut neoliberal küresel düzene savaş açmış, aynı zamanda buradan elde etmeyi plânladığı gelir ile içerde vergi indirimleri yaparak ve teşvikler vererek ekonomiyi büyütmeye çalışmaktadır.

Bu bağlamda Trump uluslarası ticarette küreselleşmenin dibine dinamit koyarak korumacılık politikalarına dönmeye çalışmaktadır.

Trump bu hedeflere ulaşmada "zayıf bir dolar kurunun" gerekli olduğuna inanmaktadır. Bu yüzden her platformda zayıf doları savunmaktadır.

Trump'a göre ucuz dolar ihracatı artırıp ithalatı kısacak, içerdeki üretimi ve yatırımları artıracak, istihdam ve ekonomi büyüyecek ve sonuçta refah yükselecektir.

Ancak ucuz dolar ABD'ye fayda sağlarken diğer ülkelerin dış ticaretlerine olumsuz etki yapmasının yanında, rezervlerinde tuttukları ABD doları ve ABD tahvilleri nedeniyle zarar etmelerine de sebep olacaktır.

Bunu bilen diğer ülke merkez bankaları tuttukları rezervler içindeki ABD dolarının ve ABD tahvillerinin miktarını azaltırken yerine altını ikâme etmeye çalışmaktadırlar.

Aralık 2025 itibarıyla ülkelerin ellerinde 9,27 trilyon dolar tutarında ABD tahvilleri bulunmaktadır.

Japonya 1.186 trilyon dolar, Birleşik Krallık 866 milyar dolar, Çin 684 milyar dolar, Belçika 477 milyar dolar, Kanada 468 milyar dolar, Cayman adaları 427 milyar dolar, Lüksemburg 426  milyar dolar, Diğer Ülkeler ise 1,8 trilyon dolar civarında kasalarında ABD tahvili tutmaktadırlar.

Özellikle Çin, Rusya gibi ABD ile sorun yaşayan ülkeler rezervleri arasındaki ABD varlıklarını ciddi düzeyde azaltarak yerine altın stoklarını artırma gayretindedirler. Bu durum altına olan talebi artırdığı için özellikle 2025 yılında altın fiyatları küresel düzeyde rekor derecede artmıştır. Bundan sonraki süreçte altın talebinin devam etmesi, ancak fiyat artışlarının daha normal oranlarda gerçekleşmesi beklenmektedir.

Türkiye de diğer ülkeler gibi Merkez Bankasındaki rezervleri içinde ABD doları ve ABD tahvil miktarını azaltırken altın miktarını artırmıştır. Bu ikâme nedeniyle altının ons fiyatındaki ciddi yükselişin de etkisiyle Türkiye'nin uluslararası rezervleri Cumhuriyet tarihinin rekorunu kırmıştır. 13 Şubat 2026 haftası itibarıyla brüt döviz rezervleri Ocak ayında ulaştığı 218 milyar dolarlık rekor seviyenin biraz altında 211,8 milyar dolar olmuştur. Toplam rezervler içinde altının payı 132,2 milyar dolar ile yüzde 64,5'tur.

ABD BORÇ SORUNUNU ÇÖZEBİLECEK Mİ?

Trump ikinci kez başkan seçildikten sonra ABD'nin diğer ülkelerden yaptığı ithalata yüksek oranlı gümrük vergileri koymuştu. 

Yapılan hesaplamalara göre bu yüksek gümrük vergileri sayesinde ABD'nin 10 yılda 3 trilyon dolar gelir elde edeceği hesap ediliyordu.

Hazine yetkilileri 2025 Aralık ayı itibarıyla Trump'ın koyduğu yüksek gümrük vergileri sayesinde toplanan paranın 133 milyar dolara ulaşmış olduğunu açıkladılar. 

Ancak 20 Mart 2026 tarihinde ABD Yüksek Mahkemesi Trump'ın koymuş olduğu yüksek gümrük vergilerinde yetki aşımı yaptığını ifade ederek bu vergileri iptal etti.

Yüksek vergi ödeyen birçok firma mahkemelere başvurarak ödedikleri paraları geri alabilmek için dava açmışlardı. Şimdi bu paraların geri iade edilip edilmeyeceği süreci yaşanacaktır.

Sonuçta Yüksek Mahkeme Trump'ın plânlarına önemli bir darbe vurmuş oldu.

Trump bu iptalin hemen arkasından başka bir kanun maddesine dayanarak bütün ülkelere yeniden yüzde 15 oranında ek gümrük vergisi koyduğunu açıkladı. 

Gelişmeleri izleyeceğiz.

ABD BORÇ SORUNUNU ÇÖZEBİLECEK Mİ? MUHTEMEL ÇÖZÜM YOLLARI NELER OLABİLİR?

1. Vergileri artırma,

2. Harcamaları kısma,

3. Borçları vadesi geldiğinde ödeyemeyip temerrüde düşme.

Kamu borçlarını ödeyebilmek için ülke içindeki vergileri artırmak Trump'ın mevcut vergi stratejisine ters düşmektedir. Trump vergi stratejisi olarak ülkedeki kurumlar vergisini indirmeyi, diğer taraftan ithalat gümrük vergilerini artırarak vergi yükünü diğer ülkelerin sırtına yüklemeyi hedeflemekteydi.

Böylece ithalat üzerinden gümrük vergileri yoluyla önemli bir gelir elde edecek, dış ticaret dengesini sağlayacak, ülke içindeki kurumlar vergisini indirerek üretimi teşvik edecek, artan büyüme sayesinde vergi gelirlerindeki artışla kamu borcunu azaltacaktı.

Kongre Bütçe Ofisi'nin projeksiyonlarına göre eğer mevcut durum aynen devam ederse;

- Kamu borcu 2036 yılında GSYİH'nın yüzde 120'sine ulaşacak. Borcun nominal büyüklüğü 2025 yılındaki yaklaşık 31 trilyon dolar seviyesinden 2036 yılında 56 trilyon dolara çıkacaktır.

 - Ofisin yaptığı diğer bir hesaplamaya göre de; ABD Hazinesi Trump'ın koyduğu yüksek gümrük vergileri sayesinde gelecek 10 yılda ancak 3 trilyon dolarlık bir vergi geliri elde edebilecektir. 

Çok açıktır ki bu rakam arzulanan hedeflere ulaşmada çok yetersiz kalacaktır. 

Borçları ödeyebilmek için diğer bir alternatif de "harcamaları kısmak"tır.  Ancak harcamaları kısmak çok kolay görülmemektedir. 

Kovid pandemisi de göstermiştir ki ülkede Medicare ve Medicaide Sağlık Sigortası giderleri yeterli değildir. Temel sağlık hizmetlerinden yeteri kadar faydalanamayan önemli bir nüfus vardır. Bu nedenle sağlık harcamalarının azaltılması pek mümkün görülmemektedir. 

Diğer harcama kalemi olarak savunma harcamalarından vazgeçmek ise Dünya'nın jandarması olan ABD ordusu için özellikle bu konjonktürde pek mümkün değildir.

Başka hangi çözüm yolları denenebilir?

Bazı iktisatçılara göre son yıllarda gündeme gelen DİJİTALLEŞME ve YAPAY ZEKA verimlilik artışı sağlayabilirse bu borç meselesini çözmek mümkün olabilir. 

Üretimde sağlanabilecek bir verimlik artışı ekonomideki "Reel Büyüme Hızı"nın "Reel Faiz Oranı"ndan büyük olmasını mümkün kılabilirse (Borç/GSYİH) rakamı küçülerek problem olmaktan çıkabilir.

Geriye kalan son bir çözüm yolu kapitalizmin en önde gelen eleştirmenlerinden Nobel ödüllü iktisatçı Joseph E. Stiglitz tarafından önerilmektedir. Bu yol dolara yavaş yavaş (kademeli olarak) değer kaybettirmektir.

Aynı çözüm yolunu savunan bir diğer kişi de Dünya'nın 154 milyar dolarlık en büyük hedge fonu Bridgewater'ın kurucusu Ray Dalio'dur. 

Diğer konularda farklı görüşlere sahip olsalar da her ikisi de bu konuda fikir birliği içerisindedirler. Onlara göre ABD'nin borcu sistemik hale geldiği için diğer çözüm yollarıyla çözülmesi mümkün değildir.

Onlara göre ABD ekonomisinin borçtan kurtulması için tek çözüm yolu; dolara değer kaybettirmek ve değeri düşmüş dolarla mevcut borcu ödemektir. 

Ancak burada önemli bir nokta vardır: Bu süreçte dolara değer kaybettirmek için para basımı yoluyla enflasyon yaratılması gerekmektedir. 

Süreç kamunun FED'e vermiş olduğu tahvil (borç senedi) karşılığında FED'in para yaratması ve kamuya vermesiyle başlayacaktır. 

Kamu bu ilave parayla borcunu ödeme sürecine girecektir. Bu sayede piyasaya ilave para çıkmış olacaktır. 

Piyasada artan para miktarı enflasyon yaratacaktır. 

Kamu para basımı yoluyla elde ettiği ilave gelirle borcunu öderken, piyasada oluşan enflasyon sonucu borcunu tahsil etmiş olanların ellerindeki dolarların satın alma güçleri düşmeye başlayacaktır. 

Sonuçta kamu yoktan yaratılan parayla borcunu ödemiş, borçtan kurtulmuş bir şekilde sürecin kazananı olacaktır. 

Diğer taraftan alacaklılar ise alacaklarını tahsil etmelerine rağmen ellerindeki dolarların değer yitirmesi sonucu sürecin kaybedeni olacaktır.

Bu süreçte gizli bir şekilde enflasyon yoluyla alacaklılardan borçluya doğru bir servet transferi gerçekleşmektedir. 

Burada kamunun elde ettiği gelir enflasyon yoluyla gerçekleştiği için adına Enflasyon Vergisi denilmektedir.

Kamu otoritesinin para basımı yoluyla elde ettiği bu reel gelire ekonomi literatüründe Senyoraj Geliri denilmektedir.

Bu çözüm yolu göründüğü kadar masum değildir. Çok can acıtıcıdır. ABD kamu otoritesine borç vermiş olanlar bu süreçte büyük kayba uğrayacaklardır.

ABD'nin borcunu ödemekte dolara değer kaybettirmekten başka yol kalmaması durumunda ellerinde ABD doları ve tahvilleri bulunan bütün merkez bankaları son hızla bu varlıkları elden çıkararak yerine güvenli liman olarak gördükleri altın ve benzeri kıymetli madenleri koymaya çalışacaklardır. Bu tür emtiaların fiyatları akıl almaz seviyelere yükselirken Dünya'da bu süreçten canı yanacak olan çok kişi, kurum ve devlet olacaktır.




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —