Tarih: 08.01.2026 10:34

DOKTORLUK MASKESİ ALTINDA SİLAHLI YAPI: BİR HASTANEYE “ÇÖKME” TEŞEBBÜSÜ

Facebook Twitter Linked-in

 

DOKTORLUK MASKESİ ALTINDA SİLAHLI YAPI: BİR HASTANEYE "ÇÖKME" TEŞEBBÜSÜ

 

Kamuoyuna;

Son günlerde müvekkillerim ve aileleri hakkında, gerçeklerle bağdaşmayan ve yargısal süreci manipüle etmeye yönelik açıklamalar yapılmaktadır. Dosya kapsamı ve iddianame içeriği dikkate alındığında, kamuoyunun doğru bilgilendirilmesi amacıyla bu açıklamayı yapmak artık zorunlu hale gelmiştir.

Müvekkillerim, Küçükçekmece'de bulunan ve 1997 yılından bu yana kesintisiz şekilde faaliyet gösteren bir özel hastanenin kurucusu ve sahibidir. Hastane, 2000–2023 yılları arasında Türkiye genelinde büyük bir sağlık grubuna 23 yıl boyunca tek bir ihtilaf dahi yaşanmaksızın kiralanmış; işletme, bina kullanımı ve ruhsat süreçleri sorunsuz yürütülmüştür. 2023 yılında kira ilişkisi karşılıklı mutabakatla sona ermiştir.

Kira sona erdikten sonra hastane yeni döneme hazırlanmış; hastanenin faaliyetlerine engel olmayacak sevide bir kısım bakım-onarım ve yenileme işleri yapılmış, hastane müstakbel alıcı veya kiracılar için sürekli faal, çalışır ve teslim edilebilir halde tutulmuştur. Bu süreçte Dr. Mirza Yıldırım, önce hastaneyi ruhsatıyla birlikte satın almak istediğini, yüksek tutarlı yatırım yapacağını beyan etmiş; satış bedelinde anlaşma sağlanamayınca bu kez kiralama talebinde bulunmuştur.

Taraflar arasında yapılan sözleşmelerde hukuki durum en baştan açık ve tartışmasız şekilde kurulmuştur.

 

Sözleşme Açıktır: Tescil = Kiralama, Asla Mülkiyet Devri Değil

 

Dr. Mirza Yıldırım ile yapılan sözleşmede;

Hastane işletme ruhsatının yalnızca kiralama amacıyla karşı taraf adına tescil edileceği,

Bunun karşılığında 200 milyon TL teminat ipoteği/teminat mektubu verileceği,

Yapılacak tescilin hiçbir şekilde mülkiyet devri anlamına gelmeyeceği ve mülkiyetin müvekkillerde kalacağı açıkça hüküm altına alınmıştır.

Bu düzenleme yeni değildir. 2000 yılında önceki kiracı ile yapılan sözleşmede de aynı hüküm mevcuttur ve bu rejim 23 yıl boyunca fiilen ve sorunsuz şekilde uygulanmıştır. Buna rağmen, kendi adına yapılacak tescilin mülkiyeti etkilemeyeceğini sözleşmeyle kabul eden Dr. Mirza Yıldırım'ın; önceki kiracı bakımından aynı hükme bu kez "ruhsat mal sahibi adına tescilli değil, o halde malik de değil" şeklinde beyanlarla farklı anlam yüklemeye çalışması, açık bir çelişki olup sürecin en başından itibaren iyi niyetli hareket edilmediğini göstermektedir.

 

Ödemeler Durdu, Teminat Verilmedi, Baskı ve Tehditler Başladı

 

Sözleşme sürecinin başında bir kısmı teminat ve büyük kısmı ise sanığın ödeme yükümlülüğünde olduğu kendi başlattığı yeni alan ve ek birim üretme amacıyla başlattığı inşaat çalışmasına ilişkin ödemeler yapılmış; ancak bir süre sonra ödemeler bilinçli biçimde yavaşlatılmış, kademeli olarak azaltılmış ve nihayet tamamen durdurulmuştur. Sanığın başlatıp küçük bir kısmına ilişkin de ödemelerini yaptığı hastane içerisindeki çalışmalar geri dönülemez noktaya geldiğinde müvekkiller, "satışta iki taşınmaz var, satılınca borç kapanacak" şeklindeki beyanlarla oyalanmış; hastanenin yarım kalmasının idari kapatma riski doğurması nedeniyle müvekkiller istemeyerek bir süre, önce teminat olarak ödenen bedeli çalışmaya aktırmış, sonrasında ise bizzat kendi kaynaklarıyla ödeme yapmak zorunda kalmıştır.

 

Bu süreçte asıl kırılma noktası sonradan anlaşılmıştır. Karşı tarafın, şirketi adına imza ve temsil yetkisi olmamasına rağmen, yetkiliymiş gibi imzaladığı, gerektiğinde sözleşmeyi "geçersiz" sayabilmek için bilinçli olarak baştan bir koz olarak tutulduğu görülmüştür. Teminatlar verilmeden, bedeller ödenmeden hastanenin teslimi ve ruhsatın tescili dayatılmıştır.

 

İddianame: Hastanenin Sanık Mirza Yıldırım Dahil Silahlı 7 Kişi İle Basılarak, Hastaneye "Çökme" Girişimi Olmuştur

 

Karşı tarafın bir kısım medya kuruluşlarına yansıyan açıklamalarında hastanenin silahlı 7 kişi ile basılması olayına "çay içtik, bekledik" şeklinde hafifletilmeye çalışılan olay, iddianameye yansıyan delillerle tamamen çelişmektedir.

İddianamede;

08/06/2024 tarihinde Dr. Mirza Yıldırım'ın çok sayıda yakınıyla birlikte hastaneye gelerek,

Hastane çalışanlarına yönelik "ya 1 milyon dolar getirirsiniz ya hastane benim olur",

"burayı yıkar dümdüz ederim",

"öldürürüm" şeklinde ağır tehditler savurduğu,

Olay sırasında şüphelilerden birinin belinde silah görüldüğü,

Kolluk müdahalesiyle yakalanan kişilerden silah ele geçirildiği,

Olay yerinde bulunma olgusunun kamera kayıtları ve HTS analizleriyle doğrulandığı

açıkça yer almaktadır.

Bu olaydan yalnızca dört gün sonra, 12/06/2024 tarihinde, hastanenin motosikletli iki kişi tarafından kurşunlandığı, olayın ayrıntılı kamera incelemeleri, güzergâh analizleri ve kriminal tespitlerle çözümlenmeye çalışıldığı; devamında geniş çaplı operasyon yapıldığı ve 6136 sayılı Kanun kapsamında silah ve mühimmat ele geçirildiği iddianamede yer almaktadır.

İddianamenin sonuç bölümünde, tehdit eylemi ile kurşunlama saldırısının tek bir yağmaya teşebbüs planının parçaları olarak değerlendirilmesi gerektiği açıkça ifade edilmiştir.

 

Doktorluk Maskesi Altında Silahlı Yapı: Toplumsal Güvenin Sistematik İstismarını Gösterir Dijital Yazışmalar Dosyadadır

 

Bu dosyayı sıradan bir ticari uyuşmazlıktan ayıran en kritik hususlardan biri toplumun en yüksek güven duyduğu mesleklerden biri olan doktorluk unvanının, bilinçli ve sistematik biçimde istismar edilmiş olmasıdır. İddianame ve soruşturma evrakına yansıyan dijital materyaller, bu istismarın tesadüfi değil, örtme ve gizleme amacı taşıyan bilinçli bir strateji olduğunu ortaya koymaktadır.

Dosya kapsamına göre; Dr. Mirza Yıldırım'ın özel şoförü Yavuzhan Kement ile yaptığı yazışmalarda;

El bombası, Silah ve mühimmat teminine,

Makinalı silah alımlarına,

Bu silahların Bağdat Caddesi'ndeki kliniğe getirildiğine,

Bu süreçte yüklü miktarda ödemeler yapıldığına,

Yazışmalarda kliniğin açıkça "cephaneliğe döndüğü" yönünde ifadelere

yer verildiği anlaşılmaktadır.

Bu yazışmalar, tehdidin yalnızca sözden ibaret olmadığını; organize, silahlı ve süreklilik arz eden bir yapı kurulduğunu göstermektedir. Ancak dosyanın en vahim yönü, bu silahlı yapılanmanın, doktorluk gibi toplum nezdinde kutsal kabul edilen, güven ve saygınlık atfedilen bir mesleğin arkasına saklanarak gizlenmiş olmasıdır.

Nitekim müvekkiller de, karşı tarafın doktorluk mesleğine mensup olması nedeniyle, kendisine duyulan bu toplumsal güven duygusuyla hareket etmiş; sözleşme sürecinde, karşı tarafın beyanlarına ve yarattığı mesleki itibara güvenerek ikna olmuşlardır. Dosyaya yansıyan dijital yazışmalar, silah teminine ilişkin tespitler ve organize hareket biçimi, bu güven ilişkisinin bilinçli biçimde istismar edildiğini ve doktorluk kimliğinin, silahlı baskı ve tehdit mekanizmasını perdeleyen bir maske olarak kullanıldığını açıkça ortaya koymaktadır.

Hastane gibi kamu sağlığı açısından hayati bir kurumun, toplumun güvenini temsil eden bir meslek unvanı arkasına gizlenmiş silahlı yöntemlerle ele geçirilmeye çalışılması, yalnızca müvekkilleri değil, toplumun tamamını ilgilendiren son derece ağır bir güven ihlalidir.

 

Sanık Mirza YILDIRIM ne mahkemede ne de yaptığı basın açıklamalarında asla makinalı silah ve el bombaları ile muayenehanesini cephaneliğe çevirdiğine yönelik yazışmalarına hiçbir şekilde cevap verememektedir. Ayrıca, sanığın gözaltına alınması sırsında da konutunda dolu vaziyette ruhsatsız silah ele geçirilmiş, operasyon sırasında el konulan telefonlara yönelik, sanıklar mahkemenin tüm taleplerine rağmen telefon şifrelerini vermek istememişlerdir. Bu durum, söz konusu doktorun, şoförü ile silah teminine yönelik yaptığı görüşmelerin yanı sıra, başkaca kişilerle de ciddi anlamda bir silah veya suç oluşturan eylemin içerisinde olduğunu ve bunun ortaya çıkmaması için telefonunu inceletmediğini en açık şekilde göstermektedir. Sanık doktor Mirza yıldırım, şayet bu kadar suçlamalara muhatap olamayacak bir kişi ise, üstelik şoförü ile yaptığı silah ve el bombası alışına yönelik bu denli görüşmeler dosyaya girmiş iken, telefonunu inceletmemesi, müvekkillere yönelik veya başkaca kişilere daha bir çok suça konu eylem içerisinde olduğunu da göstermektir. 

 

Karalama Ve Manipülasyon Çabası

 

Tüm bu dosya gerçeklerine rağmen, karşı tarafın basın açıklamalarında müvekkiller ve aile bireyleri hakkında; "çete", "uyuşturucu", "kasten öldürme" gibi somut ve kesinleşmiş yargı kararlarına dayanmayan ağır isnatlara yer verildiği görülmektedir. Bu yaklaşım, gerçeği aydınlatma amacını taşımamakta; aksine dosyaya yansıyan silahlı yapı, tehdit ve toplumsal güvenin istismarı iddialarını görünmez kılmaya yönelik bilinçli bir algı operasyonu niteliği taşımaktadır. Müvekkiller, bu yöndeki tüm hukuki haklarını ayrıca ve kararlılıkla kullanacaktır.

 

Kamuoyuna Çağrı

 

Olayın özeti şudur:

Sözleşmeyle ve teminatla elde edilemeyen sonuç, baskı, tehdit ve silahlı yöntemlerle elde edilmek istenmiştir. İddianameye yansıyan tanık beyanları, kamera ve HTS kayıtları, ele geçirilen silahlar ve dijital yazışmalar, bu gerçeği açıkça ortaya koymaktadır.

 

Esasen, dosya kapsamında ileri sürülen tüm eylemler bakımından yargılama sürecinin tamamlanmasıyla birlikte maddi gerçeğin ortaya çıkacağı kuşkusuzdur. Bu çerçevede yapılan işbu açıklama; müvekkillere yönelik olarak sanıklar tarafından medya aracılığıyla dile getirilen, dosya içeriğiyle örtüşmeyen ve herhangi bir somut delile dayanmayan ağır ithamlara karşı, kamuoyunun dosya kapsamı ve yargısal süreç hakkında doğru bilgilendirilmesi ihtiyacından kaynaklanmaktadır.

 

İstanbul'un en kalabalık ve en görünür bölgelerinden biri olan Bağdat Caddesi'nde faaliyet gösteren bir klinikte, el bombası dâhil olmak üzere çok sayıda ateşli ve otomatik silah bulundurulduğuna ilişkin Mirza yıldırımın görüşmeleri, soruşturma dosyasına yansıyan dijital veriler ve delillerle birlikte yargının önündedir. Toplumun, doktorluk mesleğine duyduğu yüksek güven duygusunun, bu tür ağır suç eylemlerini gizlemek ve sorumluluktan kaçınmak amacıyla kullanıldığına dair bulgular karşısında; hukuk önünde gerekli tüm yaptırımların uygulanması için hukuk mücadelemizi sonuna kadar kararlılıkla sürdüreceğimizi kamuoyuna açıkça ifade ederiz.

 

Bu mücadele, yalnızca müvekkillerin maruz kaldığı son derece ağır ve kabul edilemez eylemlerin açığa çıkarılmasına yönelik değildir. Müvekkillerin uzun yıllardır sağlık sektörü içerisinde bulunmaları, mesleğinin kutsallığına bağlı, insan hayatını kurtarmayı ilke edinmiş sayısız hekimle omuz omuza çalışmış olmaları, bizlere ayrıca bir sorumluluk yüklemektedir. Toplum nezdinde büyük saygı ve güvenle anılan hekimlik mesleğinin, kutsallığının arkasına gizlenen silahlı ve organize yapılar tarafından istismar edilmesine karşı durmayı; hem bu onurlu mesleği layıkıyla icra eden hekimlere hem de topluma karşı ahlaki ve hukuki bir borç olarak görüyoruz.

 

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

 

Av. Hatem ÇELİK

 




Orjinal Habere Git
— HABER SONU —