Gazeteci Aykut Tuzcu, mezarı başında anıldı

Gazeteci Aykut Tuzcu, mezarı başında anıldı

Gaziantep Sabah Gazetesi’nin Kurucu Sahibi Aykut Tuzcu, ölümünün 2’nci yıldönümünde mezarı başında anıldı. Anma etkinliğinde konuşan Gaziantep Gazeteciler Cemiyeti (GGC) Başkanı İbrahim Ay, Aykut Tuzcu’un gönüllerinde güzel hizm

Gaziantep Sabah Gazetesi’nin Kurucu Sahibi Aykut Tuzcu, ölümünün 2’nci yıldönümünde mezarı başında anıldı. Anma etkinliğinde konuşan Gaziantep Gazeteciler Cemiyeti (GGC) Başkanı İbrahim Ay, Aykut Tuzcu’un gönüllerinde güzel hizmetler bıraktığını vurguladı.

Gaziantep Sabah Gazetesi’nin kurucu sahibi Aykut Tuzcu ölümünün 2’nci yıldönümü dolayısıyla mezarı başında dualarla anıldı. Anma etkinliğine Tuzcu’nun sevenleri, dostları, Yerel Sabah Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Nurgül Balcıoğlu, Gaziantep Gazeteciler Cemiyeti Başkanı İbrahim Ay ve yönetim kurulu üyeleri katıldı.

Yerel Sabah Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Nurgül Balcıoğlu, Aykut Tuzcu’nun yalnızca gazetesinde değil, kentin ekonomisine, kültürüne, sosyal yaşamına da güzel hizmetler veren ve geride kalıcı güzel eserler bırakan bir insan olduğunu vurguladı.

 

 

“Hizmetleri saymakla bitmiyor”

Aykut Tuzcu’un gönüllerinde güzel hizmetler bıraktığını ifade eden Gaziantep Gazeteciler Cemiyeti Başkanı İbrahim Ay, “Aykut ağabeyin Gazeteciler Cemiyeti’nin kuruluşunda, bugüne gelmesinde büyük emekleri vardır. Hizmetleri saymakla bitmiyor. Gerçekten gönüllerimizde güzel hizmetler bıraktı. Aykut Tuzcu donanımlı, bilgili, birikimli bir insandı. 2 yabancı dili vardı. Ulusal basının yanı sıra yabancı basını da takip eden bir misyonu vardı. Renkli bir kişiliği vardı. Duruşu, ilkeleri vardı. Biz kendisini saygıyla, özlemle yad ediyoruz. Yine yanı başında yatan 1995 yılında kaybettiği babası merhum Osman Tuzcu’yu da saygıyla yad ediyorum. O da yine cemiyetimizin kurucuları arasındadır. Bizler kendilerinden razıydık, İnşallah Allah da onlardan razı olur” diye konuştu.

 

 

Dr. Shepard, Amerikan Hastaneleri’nin hikayesini Aykut Tuzcu’ya anlattı

 

Gaziantep Sabah Gazetesi sahibi Aykut Tuzcu’nun aramızdan ayrılmadan 2 yıl önce Dr. Barclay Shepard ile yaptığı röportaj, Gaziantep Amerikan Hastanesi’nden İstanbul Amerikan Hastanesi’nin kuruluşuna uzanan tarihsel sürece ait çok önemli notlar içeriyor. Dede Fred Douglas Shepard, 35 yıl Gaziantep Amerikan Hastanesi’nde çalışıyor, baba Lorrin Shepard, İstanbul’daki Amiral Bristol Hastanesi’ni kuruyor ve 30 görev yapıyor…

 

Sabah-Hangi yıllarda, ne kadar çalıştınız Gaziantep Amerikan Hastanesi’nde Dr. Shepard?

Shepard-6 Sene, 1995-2001

Sabah-Kaç yaşında gittiniz?

Shepard-65 yaşındaydım, buradan ayrıldığımda.

Sabah-1995’ten önce?

Shepard-Ben Amerika’daydım. Şimdi baştan başlayalım mı?

Aykut Tuzcu-Amerikan Hastanesi ne zaman, nasıl kurulmuş oradan başlayalım o zaman.

Shepard-Oooo… Oradan başlayabilirim, anlatabilirim.

Aykut Tuzcu- Nurgün Hanım, kendisinden soyağacını rica ettim. Önce dedesinden başlayalım, dedesi kim, babası kim, kendisi… Kaç senelerinde geldiler? (Kız kardeşinde Lawrence’ın mektubu varmış. Onun bir kopyasını istiyorum diyorum da, acele etme acele etme gideyim de göndereceğim diyor.)

Shepard- Dedem, Fred Douglas Shepard ve eşi, ninem Funy, ikisi doktor, aynı zamanda misyoner. 1882 yılında Antep’e geldiler. Fakat buradaki hastane, onlar gelmeden, galiba 1879 yılında kuruldu. Bu arada başka bir doktor vardı, ama adını hatırlamıyorum. Demek ki hastane zaten kurulmuştu. Şimdi ondan önce burada bir Central Turkey Collage var. Kuruluşu 1860 gibi.. Burası çok önemli, orada hastane bahçesinde mezar var, biliyorsunuz. Tillman Trowbridge, Central Turkey Collage’nin kurucusu.

Aykut Bey-Dedeniz neden, niçin, ne zaman geldi?

Shepard- Burada epey Ermeniler vardı, Ortadoks Ermenilerin bir okulu vardı. Fakat zengin Ermeniler, bu okulu pek sevmediler. Çocuklarının çoğunu dışarı gönderdiler. Çünkü, burada bir Amerikan okulu olsun diye düşündüler. Amerikan Bord heyetine, buraya iyi bir kolej kurabilir misiniz diye yazıp, rica ettiler.

Aykut Tuzcu-Herkes çocuğunu dışarı yollayamıyor, çünkü parası yok.

Sabah- Bu arada doğuda birçok yerde, o tarihte Amerikan okulları var zaten.

Shepard- Doğru doğru. Mardin’de başka yerlerde misyonerler vardı. Şimdi Amerikan Bord merkezi düşündü. Biz Antep’i bilmiyoruz, bu iyi bir şey olacak mı olmayacak mı? İskenderun’da misyoner merkez, Amerikan merkez vardı. Oradan birini gönderdiler buraya. Kontrol etmek için.

Aykut Tuzcu- Hele git bir bak, Antep nasıl bir yer diye.

Shepard- Evet… Geldi burada 2 sene kaldı. Azariah Smith.

Aykut Tuzcu- Araştırma için gelen iki sene kalıyor, çok önemli, yani öyle bir gün bakıp gitmiyor.

Shepard- Tabi, iyice baktı, kontrol etti.

Aykut Tuzcu- Ciddi iş yapıyor.

Shepard- Tabi, hem de o doktordu.

Aykut Tuzcu- O zaman Antep’te insanlar hasta olduğunda gidecek bir yer yok değil mi?

Shepard- Modern bir hastane hiç yoktu.

Aykut Tuzcu- Burada çocuklarını okumak için yurtdışına yoluyor ya, zenginler yolluyor, fakat herkes yollayamıyor. Gelin şuraya bir okul açın diyorlar.

Shepard- Azariah Smith, onun mezarı da orada. Buraya geldi, iki sene kaldı araştırmak için. Boston’daki Amerikan Bord heyetine rapor yazdı. İyi bir yer, burada bir kolej kuralım dedi. Peki dediler. Birkaç misyoner hem de o zaman şu Tillman C. Trowbridge’i buraya getirdiler. Trowbridge belki İstanbul’daydı. Çünkü İstanbul’da iyi bir merkez vardı. Onu tam bilemiyorum. Trowbridge buraya geldi. Central Kolej’in kurucusu idi.

Aykut Tuzcu- Trowbridge burada tifodan öldü 1888’de galiba.

Shepard- Olabilir belki tifüs, benim dedem de tifüsten öldü. Başka bir hastalık, çok daha ağır bir hastalık…

Aykut Tuzcu- Tifo değil yani.

Shepard- Değil, o zaman tifüs vardı burada. Eşi birkaç sene daha yaşadı, sonra Amerika’ya döndü, buradan oraya küllerini götürdü. Fakat, oradaki taş var ya bahçede, mezarı orada değil. Bütün o taşlar mezar değil, anıt taşları.

Sabah-Küller hep Amerika’ya mı gitti?

Shepard- Yok yok… (Sonra İngilizce Asıl mezarların Central Turkey Collage’da gömülü olduğunu anlatıyor.)

Aykut Tuzcu- Vücutlar Central Collage’in yerinde gömülüymüş.

Shepard- Hepsini bilmiyorum. Burada sizin başka bir mezarlık vardı. Şimdi ki Asri mezarlıkta, orada bir ayrı yere konulmuş. Hastanede çalışan birkaç Amerikalı da orada gömülü, ben oraya gittim.

Trowbridge geldi bu koleji kurdu, dedem geldiği zaman kolej bir tıp fakültesi açtı.

Aykut Tuzcu- Peki para nereden para?

Shepard- Amerika Bord Vakfı.

Aykut Tuzcu-Amerika’dan gelen paralarla Central Turkey College, bir de Medical Scool mu açtı?

Shepard- Doğru, 10 sene sürdü, daha sonra kapandı. O zamanlarda Amerika’da bir finans krizi oldu, para azaldı. Koleji kapattılar. Fakat o arada 10 sene, dedem çok Türkler ve Ermenileri yetiştirdi.

Aykut Tuzcu-Doktor olarak mı? Vaaaav….

Sabah-Diplomalı doktor..

Shepard-Diplomalı, diplomalı. Hem de en meşhur doktor Ermeniydi, buradan Halep’e gitti. Orada koskocaman bir hastane kurdu. Altunyan.

Suriye savaşından önce hala açıktı hastane. Ben orayı gördüm. Azariah Smith, Yale Üniversitesi Tıp Fakültesi mezunuydu. Onun sınıf arkadaşları toplandılar buraya para gönderdiler.

Aykut Tuzcu-Ha şu 25 bin dolar mı?

Shepard-Hatırlamıyorum.

Aykut Tuzcu-25 bin dolarmış o. Kitapta ( A Briefer History of Aintab) öyle yazıyor. Arkadaşları neden gönderiyor o kadar parayı?

Shepard-Bilmiyorum, orada değildim, sormadım (gülüşmeler) Kendisi burada 2 sene kaldı ve burada vefat etti.

Sabah-Azariah Smith de bir misyoner, misyonerlik ruhu ile gönderilmiş olabilir o paralar belki.

Shepard- Evet evet, sınıf arkadaşları… 1876’da.

Aykut Tuzcu- Dr. Shepard, bu misyonerler gerçekten inanan insanlar mı, yoksa ülkenin, Amerika’nın propagandasını yapmak için mi yapıyor tüm bu çalışmaları?

Shepard- Ruh. Niçin geldiler bunu öğrenmek lazım. Mesela burada Müslümanları Hristiyan yapmak için gelmedi, hayır, kesinlikle. Niçin? Buralarda Anadolu’da çok Hristiyan toplumlar vardı. Hem Ermeni, hem Bulgaristan’dan, hem de çeşit çeşit Balkanlardan vardı, Rumlar vardı. Protestan olmuşlar bazıları. Bu yeni protestan Hristiyan kısım için, onlara destek vermek için misyonerler buraya geldiler. Ona yardım vermek için.

Aykut Tuzcu-Ermenilerin çoğunluğu o zaman protestan mı?

Shepard- Ortadoks ve Katolik de vardı. Şu koskocaman bina var ya, o Katolik kiliseydi.

Sabah-Hangisini söylüyorsunuz, cami olanı mı?

Shepard- Hayır hayır kentin ortasında var ya Fransız mimarisi ile yapılmış…

Sabah- Yeşilsu’daki

Aykut Tuzcu-Orası Fransız mimarisiyle yapılmış Katolik kilisesi demek…

Shepard- Şimdi bir protestan kilise vardı, ama hastanenin aşağısında, eski bir fabrika vardı.

Aykut Tuzcu- Cemil Alevli’nin eski Velic İplik fabrikasının içindeki, yanına binalar ilave edildiği için kilise olduğu belli değil.

Shepard- Dedemin zamanında protestan kilisesi orası.

Aykut Tuzcu-Alevli’nin fabrikasının içindeki kilise kullanılamaz halde ama, Soymer İplik Fabrikası’nın içindeki Katolik kilisesi restore edildi, içinde konserler veriliyor.

Shepard-Oraya gitme imkanımız var mı?

Aykut Tuzcu- Tabi tabi, sizi oraya götüreceğim.

Shepard-Şimdi aynı zamanda ne için geldiler, eğitim vermek ve sağlık için. Çok seneler ninem ve dedem, gemiyle İstanbul’a geldiler.

Aykut Tuzcu- O zaman gemiyle geliniyor değil mi, ne kadar sürüyor gemiyle, Amerika’dan Türkiye? Bir ay?

Shepard- Onu bilmiyorum, gemiye göre, onu bulabilirim çünkü mektupta yazıyor, kız kardeşimde mektuplar var, orada bahsediyor. Belki 3 hafta, bir ay gibi.

Aykut Tuzcu-Titanik de rekor kıracaktı ya, 5 günde gidecekti. Ama battı.

Shepard- Fransa’ya geldiler, Fransa’da trene bindiler, İstanbul’a geldiler. O zaman İstanbul’da Amerikan Bord’la ilgili misyoner merkez vardı.

Aykut Tuzcu-Cağaloğlu’ndaki yer mi?

Shepard-Sirkeci’nin üzerinde

Aykut Tuzcu-İşte Cağaloğlu, Sirkeci’nin üzeri Cağaloğlu..

Shepard-Eski bir bina vardı.

Aykut Tuzcu- Biz orayı sattık, (SEV Vakfı).

Shepard- Evet, vakıf onu sattı.

Aykut Tuzcu- 6.5 milyona sattık, şimdi 30 milyon liraymış.

Shepard- Osmanlı zamanı tabi, doktora bir ruhsat lazım.

Aykut Tuzcu-Lisans lazım.

Shepard-Evet lisans. Fred Shepard’a verdiler, yani bir imtihan yapıldı. Fakat Funny’ye vermediler, çünkü kadına verilmiyor.

Aykut Tuzcu-Kadına verilmiyor, çünkü kadın adam değil!!! Gülüşmeler…

Shepard- Dövmek lazım bunu. Fakat Funny geldi buraya, o da başka bir hikaye, neler yaptı burada? Dedem 35 sene buradaydı, sonra tifüsten vefat etti. Buradayken her yeri dolaşıyordu, çok meşhurdu, repütasyonu çok yüksekti. Maraş, Diyarbakır…

Aykut Tuzcu-Hızır yaylasına da gitmiş.

Sabah-Her sene Hızır yaylasına giderlermiş. Orada yaban domuzu avlarmış dedeniz, kitapta okumuştum.

Shepard- Çok iyi bir avcı idi. Çocukluktan beri. Atlarla gidermiş diğer şehirlere. Ahır duruyor orada.

Aykut Tuzcu-Nerede ahır?

Shepard-Hastanenin arkasında idare binası var ya oranın altında. Ben buradayken oraya bir helikopter alanı yaptırdık.

Aykut Tuzcu-Helikopter mi, niye?

Shepard-Çünkü o zamanlar Irak’ta bir şeyler oluyordu.

Sabah-Körfez krizi sırasında…

Shepard-Evet tamam. Bu hastane yaralılara destek verir diye düşündüler, ama olmadı.

Sabah-Şimdi otopark olarak kullanılan yer mi?

Shepard-Hayır, onun üzerinde merdivenle çıkılan yer var, orası. Altında ahırlar var. Kazmışlar orayı, ahırlar oraya yapılmış. Orada hala atlara yem vermek için lavabo gibi yemlik ve su yeri duruyor.

Aykut Tuzcu- Biz oraya kafeterya falan yapalım diyorduk, demek ahırmış.

Shepard-Ninem hakkında çok ilginç anılar var. O zamanlarda Ermeniler hep bu hastaneye geliyor. Ermeniler bildi ki burada bir Amerikan Hastanesi var. Kayseri’den bile geldiler buraya, iş bulamadılar fakir oldular. Bu da ilginç, o Ermeniler Ermenice değil, Türkçe konuşuyorlardı, fakat yazıları Ermeniceydi.

Aykut Tuzcu- Nurgün Hanım, Amerikan Hastanesi’nin acil giriş kapısının üzerinde, “Bütün günahları affeden ve hastalıklara şifa veren Allah’tır” yazısı var ya, o zaman Shepard söyledi, Ermenice ve Osmanlıca da yazıyormuş. Ben de Osmanlıca yeter, neden bir de Ermenice de yazılmış dedim. Çünkü hastaneye en çok Ermeniler geliyor dedi. Bunu hastanenin protokol defteri var, orada yazıyor. Şimdi Aykut diyelim, soy ismi yok o zaman, Osman Nuri oğlu Aykut geldi, adresi şu, babası şu işi yapar, annesi böyle, şurada oturur. Kütüphaneye gitti o defterler cam resimlerle birlikte Amerika’ya Harvard’a gitti.

Shepard- Funy Shepard, Ermenilere destek vermek için düşündü ki bunlara bir iş bulunabilir. O, kızkardeşini Amerika’dan çağırdı, o da geldi buraya, el işi biliyordu.

Aykut Tuzcu- Adı neydi o kızkardeşin?

Shepard- Aklıma gelir, ama şimdi gelmedi. Antep nakışı için o da geldi buraya çok iyi el işi biliyordu. Adını hatırlayamadım. Dul kalan Ermeni kadınlara el işi öğretmek için. İrlanda’dan çok meşhur keten özel kumaş, gergef getirtti. Linin patiska, hem de tam dantel değildi, kumaştan böyle ipliği çektiler, onu işlediler.

Aykut Tuzcu-Antep işini anlatıyor.

Shepard- Dantel gibi işleyip, etrafına dantel yapıyorlar.

Aykut Tuzcu- Sözlüğe baktım da, Linin diyor ya, Türkçesi keten..

Shepard- Belki 500 kadın bu işi yapıyorlardı. Çünkü nenem bu işleri, hastanede topluyordu. Bazı kadınlar hala ismine hastane işi diyorlar. Hastaneye götürüyorlardı, ninem bunları toplayıp Amerika’ya gönderiyordu, orada kız kardeşi satıyordu. Çok meşhur bir şey oldu ve çok para geldi buraya nakış işinden.

Aykut Tuzcu- Oooo yani ihracat gibi bir şey oluyor.

Shepard- Sonra, ilginç bir Botanik hobisi vardı ninemin biliyorsunuz…. Bitkilerden iki koleksiyon yaptı. Bir tanesini Amerika’da bir arkadaşı vardı…. Boston’da bir botanik profesörü vardı. Ninem bir koleksiyonu ona gönderdi, öbür koleksiyonu Beyrut’ta bir Dr. Foks vardı o da biyolojist. O zaman ben burada iken o bir kitap yazıyordu, bütün Anadolu, Suriye, Lübnan ve diğerlerinde bütün bitkileri bir kitap yazıyordu, herberium diyoruz ona. Kitabı yazdığı zaman bu adam bu çiçekleri hiçbir zaman görmemiş, duymamış, bilmiyor. İsmi yok, o zaman bunları yazınca benim ninemin ismiyle kaydetti literatüre. Beş-altı tanesi ilaç için önemliydi.

Aykut Tuzcu- İlaç yani.. Bir de kitapta (A Brifer history of Aintab) şöyle bir bilgi var, Türkiye’deki ilk eczacılık fakültesi burada açılmış.

Shepard-Evet evet evet, bu kolejde.

Aykut Tuzcu-Central Turkey Collage da açılmış, Baytop’un kitabında var.

Shepard- Baytop, kendisi de Anadolu bitkilerini yazıyordu. Post’un kitabına baktı. Orada Funny Shepard’ın ismini gördü. Bu kadın Antep’te ne yapıyordu?. O zaman Central Turkey Collage için araştırma yaptı.

Aykut Tuzcu- Çok muazzam bir iş yapmış nineniz, çok muazzam bir iş yapmış. Endemik bitkileri topluyor, iki tane koleksiyon yapıyor… İnanılmaz bir şey, çok iyi çalışmış.

Shepard-Hem de aynı zamanda doktor olmasını kabul etmedikleri için ebelik yaptı. Evlere gidiyordu, Hamile kadınlara doğum yaptırıyordu.

Aykut Tuzcu- Çok çok ilginç, doktor ebe oldu..

Shepard- Tabi babam burada doğdu 1890 yılında. Hem de iki kız kardeşi vardı.

Sabah-Onlar da mı burada doğdu?

Aykut Tuzcu-Onların da isimlerini yazın, babanız Lorrin 1890’da burada doğmuş…

Shepard- Diğer kız kardeş Alice belki 1888 gibi, Florence 1885 gibi. Bu 106 yaşında vefat etti. Alice ne zaman bilmiyorum.

Aykut Tuzcu- Barclay Shepard 110 yaşayacak inşallah… Daha 20 sene var…

Shepard- Babam 1980’de Amerika’da Massachusetts’de öldü. Annem Virginia, o da 90 yaşında 1983 yılında öldü. Bakımevinde öldüler.

Aykut Tuzcu- Bunlar çok önemli biliyor musun, tarih yazıyoruz.

Shepard- Babam burada doğdu, hiç formal eğitim almadı burada. Hepsi annesi tarafından evde verildi. Amerika’ya gitmeden önce Kipling’i (Joseph Rudyard Kipling, İngiliz şair, roman ve hikaye yazarı) biliyorsunuz, onun bütün kitaplarını, Shakespear’in bütün oyunlarını okumuştu, Kuranın yarısını ezberlemiş. O kadar zeki. Buradan 1908’de gidiyor. Biliyor musunuz, bütün kitaplarını okumuş.

Aykut Tuzcu- Rudyard Kipling’in çok ünlü bir sözü var, ‘Doğu ile Batı asla yan yana gelemez’ diye.

Shepard- I love Kipling, Kipling’in en ünlü eseri… İngilizce anlatmaya devam ediyor…

Aykut Tuzcu- Kipling, otobiyografisini yazmış, Shepard’ın babası Lorrin’in en sevdiği kitapmış. Bu kitabın hayranıymış, şöyle diyormuş, dünyanın bu kısmında insanlar çok kolay yalan söylüyor diyormuş…

Shepard- Ben demiyorum, Kipling diyor… Gülüşmeler…. Hindistan’da… Asya’da…

Aykut Tuzcu, This is still, doğru… Gülmeler…

Shepard- Babam, 1908 yılında Amerika’ya gitti. Annesinden iki teyzesi vardı. Babamı New Jersey’de onun yanına gönderdiler. Benim annemin babası doktordu. Babam oradaki liseye girdi. Annemle orada tanıştı ve çok sevgili oldular. Annem ve babam sınıfta birinci ve ikinciydi.

Aykut Tuzcu- Biri sınıf birincisi, diğeri ikincisi öyle mi, hangisi birinci?...

Shepard- Hatırlamıyorum.. Gülüşmeler… Annem Valsey Kolej’e gitti, çok meşhur, Boston’a yakın. Babam Yale Üniversitesi’ne gitti. İkisi de 4 sene okudular. Ondan sonra nişanlandılar. Babam Yale’de orada bir futbol spor vardı.

Aykut Tuzcu-Yani bizim futbol mu?

Shepard- Tabi tabi çünkü iyi biliyordu, Antep’te öğrendi. İlk sene futbol takımının kaptanı oldu. Nadirdir yani, kaptan en azından üçüncü yılında olması lazım. Çünkü iyi biliyor. Sonra, Colombia Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne girdi, o zaman annem tekrar Maine’e döndü, çünkü onun babası emekli oldu, New Jersey’den Maine’e gittiler, orada bir çiftlik aldılar.

Aykut Tuzcu- Ailenizde çok doktor var?

Shepard- Evet, benim dayım da doktordu. Ablam doktor…

Sabah- Babanızla anneniz aşık oldular, nişanlandılar, sonra…

Shepard- Okulları bitirdikten sonra, babam Tıp Fakültesinden mezun olduğu zaman evlenip Antep’e geldiler 1918’de.

Aykut Tuzcu- Evet 1. Dünya Savaşı’nın sonunda geliyorlar, biliyorum.

Shepard- O zaman burada biliyorsunuz Kurtuluş Savaşı var. Burada çok yaralanmışlar vardı. Hem Fransız hem Türkler’den…

Birinci harpten sonra önce İngilizler buraya gelmişlerdi. Ondan sonra gitti, Fransızlar geldi. Ama Fransızlar kimi getirdi? Zencileri getirdi. Nereden Senegal’den, Afrika’dan geldiler. Çünkü sömürgeleri vardı. Subaylar normal beyaz, ama askerler Afrikalı.

Aykut Tuzcu-Senegal’den savaşçı getiriyorlar.

Shepard- O zaman burada Ermeniler ve Fransızlar bir anlaşma yaptılar. Fransızlar, dedi ki bu yeri tutabilirsek, Paris Anlaşmasına göre buradayız..

Sabah- 1915’te Ermeniler’in büyük kısmı gitmişti. Fransızlar geldiğinde bazıları geri dönüyor.

Shepard- 1918-25 aralığına kadar burada kalıyorlar, annem bana hamileyken Amerika’ya dönüyorlar. Yani Antepli sayılırım. Gülüşmeler… Ablam ve iki ağabeyim burada doğdular. Alice (1920), Frederick (1922) ve Robert (1923) Antep doğumlu, ben Barclay (1926) Amerika’da doğdum. Kızkardeşim Constance 1930’da İstanbul’da doğdu.

Aykut Tuzcu-Kardeşlere ne oldu, kaç yaşında vefat ettiler, onları da yazın Dr. Shepard.

Shepard-Alice 97 yaşında, Nisan’ın 2’sinde 98’e girdi. Fred, beyin kanamasından öldü, diğerleri yaşıyor. Constance, Californiya’da oturuyor.

Aykut Tuzcu- Doktor Shepard 26 doğumlu, annemden bir yaş büyük. Kardeşleriniz Türkçe biliyorlar mı?

Shepard- Çok az..

Ben 1926 yılında doğdum. O zaman babam New York’ta çok büyük bir hastaneye gitti. Orada genel cerrahi ihtisasını ilerletmek için birçok meşhur genel cerrahla çalıştı. Pankreas kanseri ameliyatını öğrendi. Türkiye’ye dönünce, bu ameliyatı ilk babam yaptı. Ağır bir ameliyat. O zaman bir Amiral Bristol vardı biliyorsunuz…

  1. Dünya Savaşı’ndan sonra 3 memleket vardı. Boğazdan İstanbul’a kadar kontrol ettiler, İngilizler, Fransızlar, Amerikalılar. Boğazı kontrol ediyor. İngiliz ve Fransızlar kimi göndermiş bilmiyorum, ama Amerika’dan Amiral Bristol birkaç gemiyle geldi. Bristol, yeni Türkiye Cumhuriyeti ile çok ilgilendi.

Aykut Tuzcu-Amiral Bristol çok önemli, çünkü Amerikan Hastanesi’ne geleceğiz oradan..

Shepard- Evet önemli, Bristol, buraya bir Amerikan Hastanesi koymak istedi. Çünkü Amerikan Hastanesi yoktu o zaman. Bristol, bir klinik açtı, Çemberlitaş’ı biliyor musun? Orada bir konak vardı, Amiral Bristol, bir konak kiralayarak klinik açtı. Gemilerdeki doktorlar ve hemşireleri oraya götürdü ve o konakta çalıştılar. Amerikan Hastanesi’ne öncülük ediyor. Lozan Anlaşması oldu 1926’da. Üç devletin kontrolü iptal edildi. Ancak Amiral Bristol hemen Amerika’ya dönmedi. Üç yıl belki Amerikan Yüksek Komisyoneri olarak kaldı.

Aykut Tuzcu- Amerika’nın temsilcisi olarak kaldı.

Shepard- O hastane devam etsin diye bir Amerikalı doktor İstanbul’a geldi. Fakat o doktor çok kalmadı, o konak pek iyi değildi filan filan. O zaman babamı çağırdılar, İstanbul Amerikan Hastanesi’ni kurmak için. Geldiler, o zaman ben bir yaşındayım. İki sene sonra Maçka’da, Nişantaşı’nda babam bir apartman bina kiraladı. Amerikan Hastanesi olarak, çok seneler orada kaldı. Ben o zamanı hatırlıyorum. Ailemiz 1934 yılında, hepimiz Amerika’ya döndük.

Sabah- O zaman İstanbul’daki Amerikan Hastanesi’nin kuruluşunda da Shepard’lar var, Amiral Bristol değil…

Aykut Tuzcu-Babası kuruyor…

Shepard- Tabi tabi, anlatacağım şimdi, babam Amiral Bristol’ü tanıyordu. Amiral Bristol, anlaşmadan sonra Amerika’ya döndü. Amiral olarak elçi olamazdı, onun yerine Joseph Grew geldi.

Aykut Tuzcu- Çünkü, çünkü, neden? Askerden büyükelçi yapamıyorlar.

Shepard- Bizim anayasaya göre yapamazlar. Joseph Grew, çok meşhur bir adam, o uzun yıllar Amerikan büyükelçisi oldu. Babamı çok iyi tanıyordu. Bristol, Amerika’ya döndükten sonra deniz kuvvetlerinden emekli oldu. Fakat hala Türkiye’yi düşünüyordu ve uzun bir rapor yazmış. Yeni cumhuriyet ve Atatürk hakkında güzel şeyler.

Aykut Tuzcu- Olumlu, güzel bir rapor…

Shepard- Evet… Şimdi o rapor hala duruyor, bizim Kongre Kütüphanesi’nde. Bristol, hem de arkadaşlarını topladı, hastaneyi şirket yapmak istedi. Orada New York’ta kuruldu. Oradan para geldi, şu apartman binadaki hastaneye Bristol ve arkadaşları hastaneye çok destek verdiler. 1934 yılında döndük Amerika’ya.

Aykut Tuzcu- Zaten Amerikan Hastanesi’nde babanızın koskocaman bir resmi vardı, kaldırdılar onu.

Shepard- Evet kaldırdılar. Amiral Bristol ve arkadaşları çok destek verdiği için, babam Amiral Bristol ismini taktı hastaneye.

Aykut Tuzcu- Amerikan Hastanesi yok yani, Amiral Bristol Hastanesi.

Shepard- O sene babam bütün Amerika’yı dolaşıp, hastane için bir milyon dolar para topladı.

Aykut Tuzcu- Ve şimdiki hastanenin yerinde temel atıldı…

Shepard- Doğru doğru.. Nişantaşı Güzelbahçe’deki babam hastaneyi o 1 milyon dolarla kurdu. Çünkü apartmanda hastane olmazdı. Annem ve babam, 1927’den 1957’ye kadar orada çalıştı, 30 sene.

Aykut Tuzcu- Siz neredeydiniz bu 1927-1957 arasında? Barclay Shepard Amerika’da tıp eğitimi gördü…

Shepard- Tufts Üniversitesi Boston’da. İlkokulu Robert Kolej’de okudum İstanbul’da.

Aykut Tuzcu- İlkokulu var mıydı Robert Kolej’in?

Shepard- Öğretmenlerin çocukları için yardımseverlerin kurduğu bir ilkokul. Sonra Amerika’ya döndüm. New Hemshire’da küçük bir okul vardı, orada 4 sene okudum. Annem babam buradaydı, Maine’de iki teyzem vardı, onların yanında okudum. Ablam Amerika’da Boston’a yakın bir kız lisesi vardı oraya gidiyordu.. Yatılı okul. Frederick, o da Robert Kolej’deydi, sonra Amerika’da okudu.

Aykut Tuzcu- Kardeşler olarak, anne-babanız burada, siz biraz sefil olmuşsunuz. (Gülmeler…) Peki dört sene sonunda.

Shepard- Sonra Deniz Kuvvetleri’ne girdim. 22 sene.

Aykut Tuzcu- Oradan emekli oldu.

Sabah-Bu arada Türkiye’ye gelip gittiniz mi?

Shepard-Liseyi bitirdikten sonra 2. Dünya Savaşı başladı ve bunu söylemek lazım, ben Amerika’ya 12 yaşında döndüm. 1938 eylül ayında gittim. Kasım ayında Atatürk vefat etti. Annem bana bir mektup yazdı, ben ağladım. Fakat ondan önce İstanbul’dayken bizim ailemiz her Ağustos ayında Uludağ’a gidip orada kamp kuruyorduk. Çok eğleniyorduk, alabalık tutuyorduk. 1927-1938 arası, çok güzeldi. Bir gün Uludağ’a çıkıyorduk, oradan bir araba aşağı iniyordu, arka koltukta Atatürk oturuyordu. Uludağ’da o zaman bir otel yapılmıştı, otelin açılışına gelmişti.

Sabah-1938’den 1957’ye 20 sene var. Bu sürede geldiniz mi hiç Türkiye’ye?

Shepard-Hayır hiç gelmedik, annem ve babam arada geliyordu, ama ben hiç gelmedim.

Aykut Tuzcu-Peki 2. Dünya Savaşı için tehlike var mıydı onlar için?

Shepard- Yok, ne için burada kaldılar. Hem hastaneyi kontrol için, hem de babam hem başhekimdi hem de cerrah.

Aykut Tuzcu-Çok emeği geçmiş. Yani kuruyor, bir de 30 sene başında duruyor.

Shepard- Hastane para kazansın diye ameliyat yapıyordu.

Aykut Tuzcu- Amerikan Hastanesi için çok önemli.

Sabah-1957’de Vietnam’a mı gittiniz?

Shepard- Evet, Gazi oldum.

Sabah-1995-2001 arası Gaziantep Amerikan Hastanesi’ne geldiniz, doktor olarak mı çalıştınız bu süreçte?

Shepard- İzin vermediler doktor olmak için.

Sabah- Neden?

Shepard- Ben de pek istemedim. Çünkü bu arada 1979’dan sonra hiç doktorluk yapmadım, hep idarecilik yaptım.

Aykut Tuzcu-Nasıl geçti o yıllar?

Shepard- Burada mı? Çok iyi geçti. Güzel şeyler yapıyorduk. Mesela bir röntgen cihazı çok eskiydi. Ben İspanya’da bir Amerikan deniz üssü vardı. Onlar yeni bir röntgen cihazı aldılar. Oradaki cihazı da bize gönderdiler. Buraya kurduk, çok iyi çalıştı ve röntgen film çekince eski zamanlarda suya koyuyordun develope yapmak için, ama onun yerine otomatik makine yapıldı, hep otomatik. Onu getirdik. Katarakt ameliyatı yapmak için bir makine vardı Fako, onu getirdik.

Aykut Tuzcu-Yüksek ses frekansıyla çalışıyormuş. Yüksek dansite olan iki kanallı bir iğne gözde suyun geçmesi için baskı yapıyormuş. Kataraktı parçalıyor, diğer kanal da küçük parçaları çekiyormuş. O zaman en yeni makineleri getirdim diyor.

Shepard- Adana’da bir konsolosluk var, başkonsolos o zaman da bir bayan vardı, Elizabeth…

Sabah- Elizabeth Shelton…

Shepard- İyi iyi maşallah hatırlıyorsun. Bizimle çok ilgilendi, ben oraya gittim, kendimi tanıttım. Beraber şu Körfez savaşı sırasında ekstra sağlık malzemelerine ihtiyaç oldu, onları bize gönderdi. Fazla gelenleri, çok gönderdi, iki kamyon dolusu. Her çeşit malzeme. Yalova depremi olduğunda buradaydım.

Mr. McCain, beni aradı, hemen İstanbul’a gittim.

Aykut Tuzcu- Benim hocam var İstanbul’da Mr. McCain, Nurgün Hanım, Shepard onu aramış, bir şey yapabilir miyim diye. O da hemen gel demiş, İstanbul’a gitmiş.

Shepard- Sakarya’ya bir araştırma gezisi yapıldı. Amerika’dan Birleşmiş Milletler’den çadır göndermişler, oraya gidip o çadırları kurduk. Depremi Amerika’da duymuşlar, oradan destek vermek istediler, Boing fabrikasından. Seattle’da, aynı zamanda orada çok büyük bir hastane ve koskocaman bir diyaliz merkezi vardı. Yeni cihazlar alıyorlar ve eski cihazları göndermek istediler. Boing’le aynı şehirdeydi. Aşağı yukarı 100 makine Boing’e yüklenip Türkiye’ye gönderdiler. Depremde sıkışmalarda en çok baskı gelen yer böbrekler olduğu için diyaliz makinelerine ihtiyaç vardı. Bana haber verdiler konsolosluktan, diyaliz makineleri geliyor diye. Ben İstanbul’a gidip o uçağı karşıladım. Boing kargoyu. O hastanelere sordum diyaliz makinesine ihtiyacınız var mı diye. Üniversite hastanesi ve askeri hastane var dedi.

Aykut Tuzcu- Bu 100 tane makineyi kim kuruyor?

Shepard-Hastanelerin teknik personeli. Askeri hastaneden kamyon yolladılar, epeyce makineyi bir kamyona doldurup gönderdik. Dağıttık bunları. Ben organize ettim dağıtımı.

Sabah- Ünlü İngiliz ajan, Thomas Edward Lawrence, Karkamış’ta dedenizi mi gezdirmişti?

Shepard- Evet dedemi.

Sabah-Ne zaman?

Shepard- 1910-12 civarında.

Sabah - Dedenizin veya babaannenizin, Antep’te iken tutulmuş günlükleri var mı?

Shepard- Evet, my grand mather tutmuş günlüğü.

Sabah- Shepard of Aintab kitabı o günlüklerden yola çıkarak mı yazıldı?

Shepard- Hayır. Kullanmış olabilir, emin değilim. Kızkardeşim, şimdi o günlükleri kullanarak Funny’nin hayatını yazıyor. Hem günlükten, hem mektuplardan gidiyor. Çünkü mektuplarda daha çok bilgi var.

Sabah- Lawrence’ın, Fred Shepard’ı gezdirdiğini nereden öğrendiniz?

Shepard- Mektupta yazıyor. Karkamış’a hastalara bakmak için mi yoksa başka bir nedenle mi gitti bilmiyorum. Oradan Antep’te eşine her gün bir mektup yazıyor orada kaldığı sürece. Birkaç hafta kalmış belki.

Aykut Tuzcu- O zaman posta arabası mı var da her gün mektup yolluyor Karkamış’tan Antebe? Gülüşmeler

Shepard- Atlılar var. Bir atlıya biraz bahşiş veriyor, şu mektubu Anteb’e götür… Gülüşmeler…

Aykut Tuzcu- Mektupta mı yazıyor Lawrence ile karşılaştığını?

Shepard- Evet evet, yazı yazıyor, Lawrence ile tanıştık, beni Karkamış’ta gezdirdi. Çünkü Lawrence’nin o tarihi çok ilginçti. Lawrence o zaman ilk buraya geldiği zaman Karkamış’ta arkeoloji yapıyordu. Buralarda çok sevildi, Arapça öğrendi. Sonra Araplar’ı sinirlendirdi.

Aykut Tuzcu- Lawrence, Osmanlı askerleri geldiğinde Karkamış kazı alanında kaldığı evden ceketini alıp kaçıyor. Bugün o evi İtalyan Prof. Nicolo Marchette kazdı…

Sabah-Üç nesil Shepardlar, Gaziantep Amerikan Hastanesi’nde çalışmış spnuç olarak..

Shepard- Evet… Burada dedem 35 sene, babam 6 sene, ben de 6 sene çalıştım. Benim dedem hastaneyi haritaya koydu, o yüzden de devam etti. Babam gittikten sonra birkaç yıl sonra Dr. Dewey geldi, 30 yıl kalmış. Dewey, tıp fakültesinden geldi buraya, tüm meslek kariyerini burada yaptı. O da çok meşhur. Onun eşi de burada Asri Mezarlık’ta.

Funny Shepard Amerika’da, Fred Shepard burada öldü. Funny’nin külleri burada kocasının yanına gömmek için buraya getirildi, dedemin yanına gömüldü.

Aykut Tuzcu- Kolej binası yıkıldığında, oradaki mezarlar muhafaza edilip, başka bir yere taşınmamış yani. Yazık edilmiş.

Shepard- Evet maalesef…

(gaziantepsabah.com)